Köy herkez için bir başka güzeldir.Kimisi için yaylada içilen bir bardak ayranın tadıdır, kimisi için sıcacık bazlamanın üzerine sürülen tere yağın kokusunda tüter buram buram.Bazen bir dağ soluğu, bazen akan bir deredir.
Bence köy; dinimizin en güzel yaşanacağı tefekkür alemidir. Tabi iş hırsından tefekküre vakit bulabilen olursa. Öyle ki işten arta kalan zamanda kılınan namazlar, sohbet ortamlarında en son akla gelipte yalan yanlış, kulaktan duyma islami bilgilerle doldurulan zamanlar v.s. Peki neden tefekkür alemi diyorum? Aklımızı kurcalayan bu sorunun cevabını bulabilmek için köyde geçen bir günün muhasebesini yapalım.
Sabahın erken saatlerinde, namaz sonrası tarlaya gitmek için hazırlık başlar. Köylerde mezarlıklar yol kenarında olduğu için hemen herkes tarlaya giderken mezarlıktan geçer. Bir fatihayı şerife okunur, insan ölümü hatırlar, sekaratülmevt halini düşünür; o düşünceyle tövbeye gelmemek mümkün değildir.Ölüm korkusundan ziyade Hz. Allah’ın rızasını kazanamamak titretir bedenleri. Hani şair diyor ya!
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesabın korkusuyla
Sana geldim, ayaklarına kapanmaya geldim,
Af dilemeye geldim.Affa layık olmasam da
Bu düşünceler içerisinde bir süre daha yürüdükten sonra tarlaya girilir, çalışma başlar.Henüz sabah serinliği olduğu için pek bir şey anlaşılmaz fakat saat on bire yaklaştı mı güneş yakıp kavurmaya başlar. Öyle ki hayatın geçici zevkleri arasında unutulan mahşeri hatırlatır. Güneşin bir mızrak boyu alçalıp;beyinlerin fokurdamaya başladığı anın telaşı dalgalanır düşünce ufuklarımızda.Ömür muhasebesi yapılır, dil tekrar dönmeye başlar tövbe istiğfarla.Allah rızası için ibadet edebilme tutkusu sarar benliğimizi.....
Hele birde büyüklerimiz gelip de çalışma alanımızı kontrol ettiğinde, küçük bir kusuru yüzümüze vurur ne bu hal derse ; ne yani beceremedik mi diyecektik. O anki utancımızla yüzümüz kızaracak sesimiz çıkmayacaktı belki de. Peki hiç hesap edip düşündük mü? Ruz-i mahşerde hesaplar ortaya döküldüğü zaman Yüceler yücesi olan Rabbimiz;
-Ben size her türlü ni’meti verdim akıl verdim , eşref-i mahlukat olarak yarattım, her türlü imkanı sağladım öyleyse bu günahlar ne diye derse ,o anki pişmanlığın utancın tarifi olabilir mi.O anda yer , bin kat yarılsa da içine girsek kurtulabilecek miyiz bu utançtan.....?
Ya tarlanın önünde akan çay; daha bir yıl öncesine kadar doğduğumuzda elimize verilen amel defteri kadar tertemiz ve pırıl pırıl değilmiydi. Ya şimdi...Ya şimdi .. !!!!!!!!!!...
MUHABBET
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
glitter-graphics.com
ANNEMİ İSTİYORUM
Soğuk bir kış günüydü, camdan dışarıyı seyrediyordum.Mecburiyet karşısında dışarı çıkanlar haricinde kimseler yoktu. Üşümüş çocuklar annelerine sarılmış titreyerek yürüyorlardı.Öyle ki afacanlık yapmaya bile güçleri kalmamıştı.
Bütün bunlar işin görünen yüzüydü.Oysa ki görünmeyen tarafı bu kadar hazin değildi.Neden mi? Evet titriyorlardı ama onları sevgileriyle ısıtacak, düştüğünde elinden tutup kaldıracak,geceleri korkarak uyandıklarında koşup sarılacak anneleri vardı.Şefkatle açılmış kanadı altına sığındıkları birde babaları vardı.O minicik beyinler bütün bunları idrak edebilse; ne kadar büyük bir hazineye sahip olduklarını anlayabilselerdi üşüdük diye ağlarlar mıydı hiç…..
Bu gördüklerim bana geçenlerde gözyaşları içinde seyrettiğim küçük ONURU hatırlattı.Güneşin kavurucu sıcağında bir apartman gölgesine oturmuş ,mahzun gözlerle etrafı seyrediyordu.
Bakışlarında korkulu bir bekleyiş vardı.Ailelerinin ellerini tutan çocukları seyrettiğine göre; yetim veya öksüz olabileceğini düşündüm.Düşüncem fazla sürmedi,az ilerde çocuğa doğru koşan hanımı gördüm.Çok hırçın ve öfkeliydi,avazı çıktığı kadar bağırıyordu.
- Aptal çocuk sen neredesin?Neden işinin başında değilsin?
Çocuğun korkusu bir kat daha artmıştı. Başını ellerinin arasına saklayarak; titrek bir sesle,
-Ne olur anneciğim yapmak istemiyorum.
-Nedenmiş o ,başka çocuklar yapıyor ya!
-Anneciğim ben ALLAHIN emrine karşı gelmek istemiyorum.
Bu arada çocukla tekrar bakışlarda buluştuk.sadece gözler konuşuyordu.
-Annen mi?
- Evet.
- Üvey mi
- Hayır öz, fakat her sözü ateşten bir köz.
- Ne istiyor ki senden böyle korkuyorsun.
- Daha iyi yaşamak adına çalıp çırpmamı, el açıp dilenerek kula kul olmamı istiyor.Hırsız olmak,haram yemek,rızkımı Allah’tan gayrısından beklemek hayır, hayır yapamam. Hz Allah’a karşı gelemem.....
Nasıl olur da bir anne yavrusundan böyle bir şey ister aklım almıyor.
Zenginlik içinde yüzüp de; çocuk hasretiyle yanıp acı çeken onca aile varken, elindeki çocuk servetinin değerini hiçe sayan bir anne....
Tekrar Onura dönerek hayranlıkla baktım o masum yüze. Böyle bir ailede bu kadar güzel duygularla yetişmek gerçekten takdire şayan bir durumdu.
Söyleyecek ,teselli edecek kelimeleri bulmakta güçlük çekiyordum. Sadece
- Sakın! Onur sakın! Asla inandığın değerlerden vazgeçme. Sen ki Allah rızası için çabalarken o yüce yaratan seni yalnız bırakır mı hiç.
-Haklısın teyze ben ALLAH’ın rızasını kazanmak istiyorum.Birde; birde beni sevgisiyle ısıtacak, haramı helali öğretecek, elinden güvenle tutabileceğim ANNEMİ! ANNEMİ !ANNEMİ İSTİYORUM.
Küçük çocuğun son sözleriydi bunlar,daha fazla dayanamadı hıçkırıklara boğularak olduğu yere yığılıp kaldı.....
MUHABBET
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
glitter-graphics.com
Değerli misafirlerim; şimdi yapacağımız küçük bir röportajda Avrupa gençliğinin kancasına takılan, dinini sadece kimliklerden tanıyan Türk gençliğinin dramını anlatmaya ve siz güzel insanların yorumlarına sunmaya çalışacağız.
---------------------------&&&&&&&&&------------------------
Yolda giden bir gence yazarımız sorar;
- Dinin ne?
Genç bu soruya anlam veremez ve öfkelenir!
-Yaşadığım ülke Türkiye..
Yazarımız tekrar sorar;
-Uyruğunu sormadım.Dinin ne?
Bir süre sessizlik olur;Nihayet genç cevap verme
lütfünde bulunur.
-Müslüman’ım!
Der fakat hamd etmeyi unutur.Yazarımız biraz çekingen
biraz meraklı bir tavırla
-Af edersiniz vaktinizi alıyorum, bir iki sorum daha var
hemen gidiyorum.
Gencin öfkesi yatışır; gülerek
- Nasıl olsa soracaksınız,sizi dinliyorum..
- Müslüman’ım dediniz de cevabınız güzel.Neye dayanarak söylediniz biraz açıklar mısınız?
- Gençte cevap hazır; aklınca bizimkini yıldıracak.
Hemen çıkarır kimliğini nezaket dalgasıyla uzatır!
-Buyurun bey efendi kendiniz bakın. İslam kelimesini
dikkate alın.
-İslam dini hakkında ne biliyorsunuz?
-En son ve en güzel din, geniş kapsamlı
olduğunu söylüyorlar.
-Bu söylentilere gerçekten inanıyor musunuz?
-Elbette inanıyorum; neden şaşırdınız?
-Tuhaf şey doğrusu inanıyorum dediniz.
Fakat az önce örnek istedğimde iki santimi
aşmayan “İSLAM” yazısını gösterdiniz!.
Genç şaşkın bir vaziyette ….
- Ne demek istediğinizi anlayamadım.
Açıklar mısınız.
- Tabii güzel kardeşim.Şimdi beni iyi dinleyin.
- Şayet sizler “İSLAM” kelimesini kimliğinize
değil de kalbinize yazabilseydiniz, beni
anlamakta güçlük çekmezdiniz.
Ne acı bir durumdur ki dinimizi
kimliklerinizden tanır beş harften
ibaret sanırsınız. Oysa bu din kainat üzerine
yazılmış.Ne var ki sizler bunu anlayamazsınız.
Genç mahcup ve boş gözlerle
-Anladım beni mat ettiniz.Sizi tebrik ederim
güzel bir ders verdiniz.
Genç misafirlere dönerek;
- Şimdiye kadar yazar bana sordu ve
sizlerinde çekmeniz gereken sıkıntıyı
ben çektim.
Şimdi ben hepinize soruyorum!!
Sizde vicdanlarınıza sorun..
-Gelişi güzel bir hayat yaşıyorsak, dinimizden
uzak kalmışsak,meta aşkını;
Mevla aşkının üzerinde tutmuşsak
bütün bu vurdumduymazlığın suçlusu
sadece,sadece biz gençler miyiz.? Muhabbet
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
glitter-graphics.com
PAYLAŞMAK ZOR MU
Sevgi nedir?
Durun! Hemen cevap vermeyin.Derinlemesine düşünelim! Sevgi topraksa; işlenmek ister,tohumsa; ekilmek,fidansa; sulanmak,çiçekse; koklanmak ister.Hepsi bir yana sevgi insanın içinde kopan fırtınaysa; paylaşılmak ister.Nasıl ki dertler paylaştıkça azalırsa, güzellikler ve sevgilerde paylaşıldıkça artar.İnsanın içine hapis olmuş sevgiler sahibine eziyetten başka bir şey değildir.
Toplumda öyle bir kalıplaşma var ki;anne, baba,kardeş, evlat, erkeğin hanımını, hanımın kocasını sevmesi doğal sevgilerdir. Onun haricindeki sevgiler asla destek bulamamakta hatta suç olarak görülmektedir.Bu düşünce bana çok saçma geliyor. Bence her sevginin kendine özgü bir güzelliği ve bedeli vardır.Arkadaş sevgisi; kimi zamanlarda çiçeğe verilen can suyu gibidir.Hiç kimseye anlatamadığın duygularını onunla paylaşabiliyorsan, güvenebiliyorsan işte dünyanın en güzel hazinesi senin demektir.
Şimdi tekrar soruyorum.
- Böylesine güzel bir hazineyi paylaşmak zor mu?......
Muhabbet 07 02 2008
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
glitter-graphics.com
MUHASEBE
Evet güzel bir muhasebe yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum.Umarım sizlerde benim gibi düşünüyorsunuzdur.Etrafıma bakınıyorum da şu kainattaki düzen, okunan ezan-ı şerifler,okundukça ufkumuzu aydınlatan ve içimizi ısıtan Kuran-ı Kerim vs…..Tarifi imkansız güzelliklerle bezenmiş dört bir yanımız.
Keşke bu güzelliğin değerini tam manasıyla anlayabilsek de, bize sunulan bu imkanların hakkını vererek yaşayabilsek. Ne güzel olurdu.!
Kopan her takvim yaprağı sermayeden harcanıyor.bunları bilebile pervasızca harcadığımız saatlerin hatta günlerin nasıl bir hesabı olur düşüncesi bile ürkütücü!!!...
Şunu da çok iyi biliyoruz ki ; ne yaparsak yapalım kaçınılmaz sona her saniye biraz daha yaklaşıyoruz.Öyleyse bu kaçış niye?.!!Yaşantımıza şöyle bir bakalım. Yaptığımız onca hataya rağmen RABBİMİZ hep rahmetiyle muamele etmiyor mu?İnkar edemeyeceğimiz bu gerçekleri daha fazla suiistimal etmeye hakkımız yoktur.
Ekmeden biçmek, vermeden almak olur mu ?
Güzel çirkinden ayrılmazsa bu adalet olur mu? Muhabbet
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
glitter-graphics.com
Merhaba bugün 4 şubat 2008 saat 23:30 Saatler nasıl geçiyor,